YanMenu

11
Au

Bilim ve Danışma Kurulumuzun 5. toplantısı sonuç metni

Sendikamız Bilim ve Danışma Kurulu’nun (BDK) 18 Haziran 2022 tarihinde Genel Merkezimizde yapılan 5. toplantısına, çeşitli üniversitelerden akademisyenler, bağımsız araştırmacılar, sendikamız uzmanları ve merkez yönetim kurulu üyeleri katılmıştır.

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
BİLİM VE DANIŞMA KURULU 5. TOPLANTISI SONUÇ METNİ

 

Sendikamız Bilim ve Danışma Kurulu’nun (BDK) 5. Toplantısı 18 Haziran 2022 tarihinde sendikamızın İstanbul Bostancı’da bulunan Genel Merkez’inde, “Pandemi dönemi ve bu dönemde yapılan çalışmaların değerlendirmesi”, “Savaş, pandemi, iklim krizi bağlamında ekonomik gelişmeler” ve “Siyasal durum ve yeni dönemde sendikaların mücadele araçlarının tartışılması ve politika önerileri” gündemleri ile toplanmıştır. Toplantıya çeşitli üniversitelerden akademisyenler, bağımsız araştırmacılar, sendikamız uzmanları ve merkez yönetim kurulu üyeleri katılmıştır.

Genel Başkanımız Adnan Serdaroğlu’nun açılış konuşması ile başlayan toplantıda, metal sektörünün güncel durumu ve Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin ve BDK alt komisyonlarının faaliyetleri üzerine Doç.Dr. F. Serkan Öngel ve sendikamız örgütlenme dairesi uzmanı Alpaslan Savaş kısa bir değerlendirme yapmış sonrasında sendikamız öz kaynakları ile gerçekleştirilen “Metal İşçilerinin Mesleki Sağlık Riskleri ve Sağlık Durumları Saha Araştırması” sonuçları Dr. Elif Altuntaş Hatman tarafından BDK ile paylaşılmıştır.

Sonrasında Ekonomi Çalışma Grubu, Üye Bağına, Ailelere ve Fabrika Dışı Yaşam Alanlarına Yönelik Politikalar Çalışma Grubu, Hukuk ve TİS Çalışma Grubu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Çalışma Grubu üyeleri bir araya gelerek atölye çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Çalışma grupları yaptıkları faaliyet sonuçlarını BDK üyeleri ile paylaşmışlardır. Çalışma Grubu raporları sendikamız yönetimine sunulmuştur.

Sendikamız Bilim ve Danışma Kurulu 5. Toplantısı Genel Sekreterimiz Özkan Atar’ın kapanış konuşması ile tamamlanmıştır.

Türkiye’nin içinden geçtiği güncel ekonomik durum ve çözüm önerilerine dair BDK Ekonomi Çalışma Grubu’nun raporu aşağıda sunulmaktadır.

Bilim ve Danışma Kurulu’nda yer alan akademisyen, bağımsız araştırmacı ve sendika uzmanlarımıza teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

 

EK- Ekonomi Çalışma Grubu Raporu

 

 

KATILIMCI LİSTESİ

  1. Doç. Dr. Ahmet Bekmen
  2. Öğr. Üyesi Alpkan Birelma
  3. Gör. Nurgül Bulut
  4. Öğr. Gör. Nurdan Bürüngöz
  5. Doç. Dr. Ayşe Cebeci
  6. Dr. Aziz Çelik
  7. Dr. Fuat Ercan
  8. Dr. Seyhan Erdoğdu
  9. İSİG. Uzm. Zehra Güner
  10. Öğr. Üyesi Elif Hacısalihoğlu
  11. Dr. Elif Altundaş Hatman
  12. Kaan Özkan Karadağ
  13. Dr. Zeki Kılıçaslan
  14. Dr. Aziz Konukman
  15. Dr. Kuvvet Lordoğlu
  16. Öğr. Gör. Aslı Odman
  17. Dr. Özgür Orhangazi
  18. Doç. Dr. Ferit Serkan Öngel
  19. Dr. Gamze Yücesan Özdemir
  20. Murat Özveri
  21. Doç. Dr. Çağatay Edgücan Şahin
  22. Öğr. Üyesi Erol Ülker
  23. Öğr. Üyesi Melike Yavuz

EK

 

EKONOMİ ÇALIŞMA GRUBU RAPORU

Birleşik Metal İş Sendikası Bilim ve Danışma Kurulu, Ekonomi Çalışma Grubu 18 Haziran 2022 tarihinde sendika genel merkezinde bir araya gelmiş ve güncel ekonomik gelişmelere dair aşağıdaki değerlendirmelerde bulunmuştur:

İçinden geçtiğimiz süreçte hükümet, Türkiye ekonomisinin idaresini kaybetmiştir. 2018 yılından bu yana Türkiye’nin yaşadığı kriz, 1950, 1970 ve 1990’ların sonlarında yaşanan daha önceki yapısal krizleri hatırlatan unsurlar taşımaya başlamıştır. Bu yapısal krizlerin her biri ekonomide model değişimi ile sonuçlanmıştır. Ancak içinden geçtiğimiz süreçte yeni bir model ve bunun siyasal bir altyapısı yoktur. Türkiye ekonomisi yeterince istihdam yaratmayan, güvencesizliği yaygınlaştıran, eşitsizlikleri derinleştiren, yoksullaştırıcı bir büyüme stratejisini sürdürmektedir. Bu dönemde çalışan yoksulluğunun giderek yaygınlaştığı, orta gelirli grupların yoksulluğa sürüklendiği somut bir olgudur. KKM (Kur Korumalı Mevduat Hesabı) ve GES  (Gelire Endeksli Senet) gibi politikalar kontrolü kaybedilmiş ekonomiye yönelik günü kurtarmayı amaçlayan uygulamalardır. İktidar büyümeyi sürdürmek adına düşük faizde ısrar etmekte ancak bunun da sınırlarına gelmiş bulunmaktadır. Türkiye’nin ekonomik büyümesi çoktandır yanlış ekonomik tercihlerle büyük oranda yabancı sermaye girişlerine bağımlı hale getirilmiştir. Türkiye’ye yabancı sermaye girişleri de kredi genişleme süreçleri de her dönem devam etmiştir. Bugün küresel konjonktür buna uygun değildir. Bu nedenle yabancı sermayeyi ülkeye çekme gayreti artmıştır. Günü kurtarmak için gündeme gelen, finansal icatlar, swap uygulamaları bu süreçte yaygınlaşmıştır.

Bu gidişatın nihai sonucu kemer sıkma politikalarıdır. Bütçede bozulma, kamu borçlarındaki artış buraya gidişi göstermektedir. Seçimler nedeni ile bu sürecin ertelendiği görülmektedir. Ekonomide bir yandan ihracata yönelirken, diğer yandan iç talebi azaltma eğilimine girilmektedir. Sosyal güvenlik sistemin özelleştirilmesi anlamına gelen zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi, kıdem tazminatının fona devredilmesi ilerleyen süreçte yeniden karşımıza gelecektir.

Bugün yabancı sermayeyi çekmek adına özelleştirme sürecinin üçüncü bir aşamasına geçilmiştir. İlk aşamada önemli kamu iktisadi teşekkülleri elden çıkartılmıştır. İkinci aşamada eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetleri piyasa dinamiklerine terk edilmiş, özel eğitim ve sağlık kuruluşları teşvik edilmiştir. Üçüncü aşamada ise ülkenin doğal kaynakları, ormanları, madenleri, kıyıları, dereleri ve kentleri özelleştirilmektedir. Varlık fonunda pek çok önemli kamu iktisadi kuruluşu, borçlanmalarda bir çeşit garanti işlevi görmektedir.

Emekçiler açısından hızlı bir yoksullaşma yaşanmaktadır. Bu yoksullaşmanın bir boyutu enflasyon hesaplamasından kaynaklı yaşanan gizli yoksullaşmadır. Bunun önüne geçmek önemli bir gerekliliktir. Bu süreçte enflasyonun doğru hesaplanması talebi, emek mücadelesinin gündemlerinden biri olmalıdır.

Emeğin milli gelir içindeki payı radikal bir şekilde azalmıştır. Bu durum bölüşüm ilişkileri açısından emek kesimlerine vurulan ağır darbenin bir ifadesidir.

Hükümetin gündeme getirdiği kira artışlarına yapılan müdahale sorunları çözmekten uzak olarak görülmektedir. Bir madde üzerinden çözüm üretmek mümkün değildir. Kapitalist ekonomide fiyat artışlarına müdahalenin en önemli aracı, kamu mülkiyetinde olan işletmeler ve devletin fiyatlarda karar verici olduğu ürün gruplarıdır. Kamunun yönlendirdiği fiyatları sınırlandırmak yerine, sadece kiraları sınırlandırmak anlaşılır değildir. Kiralar gibi fiyat kontrolü devletin elinde olan elektrik, gaz, akaryakıt fiyatları da sabitlenmelidir.

Bütçede sosyal harcamalara ayrılan kaynak yetersizdir. Ancak daha kötüsü kamu hizmetleri giderek ulaşılmaz hale gelmektedir. Devlet hastanelerinden randevu almak zorlaşmaktadır. İnsanlar özel hastanelere gitmek zorunda kalmaktadır. Eğitim sistemi açısından da benzer sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bunun yoksullaştırıcı etkisi göz ardı edilemez.

Bu süreçte bütçenin hangi kesimler lehine kullanıldığı önemlidir. 2022 bütçesi yayımlandığı gün işlevini yitirmiştir. Yıl sonu TÜFE’den, ortalama dolar kuruna kadar hedefler kadük olmuştur. Dolayısıyla yapılacak her harcama ödenek üstü yapılmış bir harcama olacaktır. Yani meclisin verdiği iznin üzerinde yasa dışı harcama yoluna gidilmiş olacaktır. Son yıllarda ödenek üstü harcama yapmak adeta bir gelenek haline gelmiştir. 2001 yılı hariç ödeneğin üzerindeki bu harcamalar borçlanma limitleri aşılarak gerçekleştirilmiştir. Oysa iktidar yasal olarak ancak genel bütçe açığı kadar borçlanabilir. Yetmediğinde bu limit iki kez artırılabilmektedir. Bu iki istisna dışında limitin artırılması olanağı yoktur. Ama her nedense her seferinde bu istisnalara otomatikman başvurulmuştur. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile de borçlanma limitinin aşılması kolaylaştırılmış, böylece yasayla öngörülen istisnalarla genişleyen borçlanma limiti, anayasaya aykırı bir biçimde ortadan kaldırılmıştır. 2021 yılında ise yine bir torba yasayla, 5018 sayılı yasaya konulan bir geçici maddeyle, ödenek üstü harcamalara izin verme konusunda cumhurbaşkanlığına yetki verilmiştir. Böylece ek bütçeye gitmeden yasa dışı bu harcamalara yasal kılıf uydurulmuştur. Bu düzenleme de Anayasa’ya aykırı olmuştur.

Ek bütçe haricinde gerçekleştirilen ödenek üstü harcamalar ve başlangıçta düşünülmeyip sonradan açılan yeni bütçe tertibinden yapılan ödemeler yasa dışıdır. Nitekim bu yılın 5 ay sonunda yapılan 21,1 milyarlık KKM kapsamında bütçeden yapılan bu kapsamda değerlendirilebilir. Ek bütçe çıktığında ve bu tertip için bütçe tertibi açılsa bile bu harcamaların yasa dışı yapılmış olduğu gerçeği değişmeyecektir. Çünkü bu ödemeler Meclis bypass edilerek yasadışı bir biçimde yürürlüğe sokulmuştur. Bu sürecin sorumluları hesap vermelidir.

İçinden geçtiğimiz ağır koşullar altında ek bütçe bir zorunluluk haline almıştır. Ancak ek bütçe emek örgütlerini dışlayarak, emek kesimlerinin beklentilerini göz ardı ederek yasalaşmamalıdır.

Teknoloji alanında yaşanan gelişmeler istihdamı tehdit etmektedir. COVID-19 sürecinde yaşanan gelişmeler istihdam yapısındaki dönüşümü hızlandırmaktadır. Bu süreçte kamunun sosyal harcamalara yönelmesi, bakım emeğinin kamusal bir hizmet olarak güçlendirilmesi, hem kadınların çalışma hayatına katılımını teşvik edecek hem istihdam olanaklarını artıracak hem de toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda önemli bir adım olacaktır.

İklim krizi ve bunun eşlik ettiği gıda krizi önemlidir. Özelleştirmelerin, doğal kaynakların yağmasını da içererek devam edeceği düşünülürse alternatif kamusallıklar üzerine çalışmak gerekmektedir. Sendikalar kooperatifler meselesinde öncü bir rol oynamalıdır. Bu, işçilerin maddi koşullarını iyileştirecek koşulları oluşturmada fırsatlar yaratabilir. Önümüzdeki süreçte ekmek bulamamanın ekmeğin fiyatının artmasından daha ciddi bir sorun haline gelmesi olasıdır.

Bu değerlendirmeler ışığında;

Kurumlar vergisi kanunun 30. Maddesinin 7 bendine istinaden vergi cennetleri açıklanarak, bunlardan %30 vergi alınmalıdır.

Kriz nedeni ile yaşanacak olası iflaslarda, kamu kaynakları ile işyeri kurtarma yerine, bu işyerlerinde işçi denetimine geçilmelidir.

Kamu iktisadi kuruluşlarının özelleştirilmesi, kamu hizmetlerinin piyasa insafına terk edilmesi, doğal kaynakların yağmaya açılması uygulamalarından derhal vazgeçilmeli, özelleştirilen kuruluşların tekrar kamuya kazandırılması, kamu hizmetlerinin yeniden toplumsal yarar adına yapılandırılması için gerekli adımlar atılmalıdır.

Gerek toplu sözleşme gerek asgari ücret gerekse emekliler başta olmak üzere geniş kesimlerin ücretleri ve zamlarının belirlenme sürecinde, resmi enflasyon verileri esas alınmaktadır. Enflasyon temelli artışlar ekonomik büyümeyi göz ardı etmektedir. Bu anlamda enflasyon verilerine ilave olarak ekonomik büyüme rakamları da bu artışlara ilave edilmelidir.

Herkesin enflasyonu aynı değildir, TÜİK farklı gelir grupları ve özellikle ücretliler için enflasyonu ayrı ayrı açıklamalı, enflasyonun doğru hesaplanması talebi emek örgütlerinin temel talebi haline gelmelidir.

Asgari ücret yüksek enflasyon dönemlerinde yılda dört kez belirlenmelidir.

Asgari ücrete paralel olarak diğer tüm ücretler ve emekli aylıkları da arttırılmalıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çekilmeli, EYT’lilerin (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) emeklilik hakları verilmelidir.

Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturalarına yapılan zamlar geri alınmalı, temel tüketim mal ve hizmetleri vergi ve kesintiden muaf tutulmalıdır. Tüm fiyatları doğrudan etkileyen akaryakıt üzerindeki vergi yükü düşürülmelidir.

Teknolojik gelişmelerin istihdam alanında yarattığı risklere karşı, sosyal harcamaların güçlendirilmesi toplumsal gelişme açısından önemli bir fırsattır. Bakım emeğine yönelik kamusal hizmetler acilen güçlendirilmelidir.

Ücretlerin ve sosyal harcamalarının milli gelir içindeki payı azalmıştır. Eğitim, özellikle okul öncesi eğitim öncelikli olmak üzere, eğitim, sağlık, sosyal koruma harcamalarının payının yükseltilmesi öncelikli bir konu olarak ele alınmalıdır.

Gıda krizine karşı alternatif bir dayanışma ekonomisinin inşasında sendikaların kooperatifler aracılığıyla öncü bir rol alması gerekmektedir. Yine sendikalar iklim krizi karşısında daha etkin politikalar geliştirmelidir.

Emek örgütlerinin katılımı ile muafiyet ve istisnaların sermaye değil emek lehine şekillendirildiği dengeleyici bir ek bütçe ihtiyacı, mevcuttaki ek bütçe tasarısına karşın hala önemli bir ihtiyaçtır. Bu talep emek örgütlerinin talebi haline gelmelidir.

Seçimlerden sonra, olası bir iktidar değişimi ile Türkiye’ye bir miktar dış sermaye girişi ve bunun yaratacağı bir rahatlamanın yaşanması olasıdır. Ancak dış borçları ödemek için kemer sıkma politikaları gündeme gelecektir. Bu süreçte geçmişteki ekonomi politikalarda ısrar edilmesi çözüm olmayacaktır. Emekçiler lehine yegâne çıkış, kamucu, eşitlikçi politikalardır.

 

Kurul Üyeleri: Doç. Dr. Ayşe Cebeci, Prof. Dr. Aziz Çelik, Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, Prof. Dr. Aziz Konukman, Prof. Dr. Özgür Orhangazi, Doç. Dr. Ferit Serkan Öngel, Doç. Dr. Çağatay Edgücan Şahin, Dr. Öğr. Üyesi Erol Ülker

Raportör: Doç. Dr. Ferit Serkan Öngel