YanMenu

27
May

Metal İşkolunda İşçi Sağlığı Sempozyumuzda; Genel Başkanımız Özkan ATAR'ın açılış konuşması:

Değerli hocalarımız, çeşitli sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinden mücadele arkadaşlarımız, sendikamızın merkez ve şube yöneticileri, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kurullarında görevli temsilcilerimiz ve sevgili basın mensupları… Hepiniz sempozyumumuza hoş geldiniz.

Uluslararası arenada sendikalar, her yıl 28 Nisan “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü’nde çalışırken yaşamını yitiren işçileri anmak, iş cinayetlerinin son bulması ve işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin taleplerini yükseltmek, farkındalık oluşturmak için etkinlikleri düzenliyor.

Mayıs ayının ilk haftası da benzer şekilde, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında farkındalığın yükseltildiği bir hafta olarak değerlendiriliyor.

 Birleşik Metal-İş Sendikası olarak, her yıl 28 Nisan haftasında yapmış olduğumuz çalışmalarla bu günün “Anma ve Yas Günü” ilan edilmesi talebimizi dile getirdik.

Bu etkinlik vesilesi ile de bu talebimizi tekrar dillendiriyoruz.

Bugün buraya Metal işkolunda işçi sağlığı adı altında bir sempozyum için toplandık.

Bu yıl ki sempozyumuzun ana temasını işçi sağlığı ve MESEM uygulaması adı altında çocuk emeğinin sömürülmesine ayırdık.

İşçi sağlığı ve güvenliği değişmez bir başlığımız olarak gündemimizdeki yerini korurken, TÜİK verilerinde de anlaşıldığı üzere çocuk işçilikte bir patlama yaşadığını görüyoruz.

Çocuk işçiliğinin bu ağırlaşan tablosu karşısında mücadeleyi de önümüze koymak zorundayız.

Bugün gün boyu değerli hocalarımız bu yakıcı iki konuyu bizlere tüm boyutları ile aktaracaklar.

Her iki başlıkta da yapmış olduğu sunumlarla mücadelemize rehber olacaklarına inanıyorum.

 

Değerli üyelerimiz ve misafirlerimiz,

Cumhuriyetimizin kurulduğu yıldan bugüne, aradan geçen 100 yıla rağmen, işçi sağlığı ve iş güvenliği, çalışma yaşamının en yakıcı sorunu olarak yerini koruyor.

Her gün en az 5 işçinin hayatını kaybettiği ülkemizde ne yazık ki kitlesel işçi ölümlerine de sıklıkla tanıklık ediyoruz.

Dün Davutpaşa, Soma, Ermenek ve Torunlar’da, bugün İliç’te, Gayrettepe’de çok sayıda işçi, gerekli önlemlerin alınmadığı, denetimlerin yapılmadığı işyerlerinde hayatını kaybetti.

Sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışmak işçilerin en temel hakkı. Bu hak, hem Anayasa hem de uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır.

Ancak hem karşımıza çıkan tablo hem de veriler gösteriyor ki, bu hakkımız sermayenin insafına bırakılmış durumda.

İşçilerin hayatı yok sayılıyor. Patronların kâr hırsı, işçileri sağlığından, canından ediyor.

MESEM uygulamasında gördüğümüz gibi sermayenin 14-15 yaşındaki çocukların dahi emeğini rahatça sömürebilmesi için son derece tehlikeli ve güvensiz koşullarda çalıştırılmasına göz yumuluyor; hatta bu durum bizzat devlet eliyle meşrulaştırılıyor, kamu kaynaklarıyla teşvik ediliyor.

Son bir yılda MESEM kapsamında çalıştırılan 8 çocuğumuz iş cinayetlerinde can verdi.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan TÜİK verileri de çocuk işçilik verilerindeki çarpıcı artışı ortaya koydu. Bir yıl içinde yüzde 3,5 artarak 22,1’e ulaştığını belirtiliyor.

 

İşçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili bir diğer yakıcı sorun da meslek hastalıkları.

“İşyerlerinde insan sağlığına zararlı kimyasal ve fiziksel etkenlerin neden olduğu hastalıklar” olarak tanımlanan meslek hastalıkları nedeniyle dünyada her yıl yüz binlerce insan hayatını kaybediyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun tahminlerine göre her yıl 1 milyon 200 bin kişi meslek hastalığına yakalanırken

bu sayı Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 11 milyon.

Meslek hastalıklarından kaynaklı her yıl hayatını kaybedenlerin sayısı ILO’ya göre 498 bin iken, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 700 bin.

Türkiye’de ise Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre,

2022 yılında 182’ü kadın 953 işçi meslek hastalığına yakalandı.

Aynı yıl 1 kadın ve 7 erkek işçi, meslek hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti.

Oysa bilimsel verilere göre, meslek hastalığına yakalanan işçi oranının istihdamda olan işçilerin yüzde 4 ila 12’si olduğu tahmin ediliyor.

Buna göre, Türkiye’de 50 bini aşkın meslek hastası olması gerekiyor.

Ama mevcut sistem meslek hastalıklarını tespit etmekten çok uzak.

 

Ülkemizde özellikle meslek hastalıklarının tespitine ilişkin hukuki süreç; teknik ve hukuki araçlardan yoksun, uzun, yetersiz ve keyfi bir şekilde işliyor.

Hastalık tespiti bağımsız bir kurum tarafından değil, meslek hastalığı tespiti sonucunda mali yükü yüklenmesi gereken Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılıyor.

Bu tespitleri yapan SGK Sağlık Kurulu, SGK’yi koruma refleksiyle davranıyor ve meslek hastalıkları listesinde sıralanan sınırlı sayıdaki hastalığın dışında kalan hastalıkları meslek hastalığı olarak dahi kabul etmiyor.

Öte yandan toplumsal cinsiyet eşitsizliği, meslek hastalıklarının tespitinde de sorun alanı olmaya devam ediyor.

Meslek hastalıklarında en önemli handikaplardan biri de resmi istatistiklere yalnızca sigortalı işçilerin yansıması.

Kayıtdışı çalıştırılan işçiler ve göçmen işçiler yok sayılıyor.

Maalesef çalışma yaşamının bir parçası haline gelen ve sayıları giderek artan çocuk işçilerle ilgili sağlıklı veri de bulunamıyor.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanı, 2012 yılından beri 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili yönetmeliklerle düzenleniyor.

Ancak yeni yasanın yapılması da işçi ölümlerini durduramadı.

Bir yasa var ama yasanın uygulanmasındaki yapısal sorunlar, denetimsizlik, yaptırımların etkisizliği, yasaya yapılan müdahaleler, elimizdeki acı tabloyu ortaya çıkarıyor.

Ülkemizde İSİG Meclisi’nin verilerine göre, 2023 yılında 147’si kadın, 54’ü çocuk olmak üzere en az 1932 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Bu yılın ilk üç ayında ise 13’ü kadın, 16’sı çocuk olmak üzere en az 425 işçi çalışırken yaşamını yitirdi.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana hayatını kaybeden işçi sayısı 32 bini aştı.

Bildiğiniz gibi sendikalaşma işçi sağlığı ve güvenliği alanında da en önemli güvencedir.

Ülkemizde 16 milyonu aşan işçi sayısına rağmen herhangi bir sendikaya üye olmuş işçi sayısı 2,5 milyon ve toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı ise ancak 1,5 milyondur.

Yani çalışanların yüzde 90’ı sendika güvencesinden yoksun.

Ancak bu oranları kamu işçileri yükseltmektedir.

Özel sektörde bu oran daha da düşüktür.

Özel sektörde toplu iş sözleşmesi kapsamı yüzde 5’in altındadır.

Özel sektör işçilerinin yüzde 95’i sendikal güvenceden yoksundur.

 

Ülkemizdeki bu kara tablonun arkasında da sendikalaşmanın önündeki engeller ve devlet-işveren sendika düşmanlığın da yapılan işbirliği vardır.

Bir kez daha iş cinayetlerinin ve meslek hastalıklarının önlenmesi için şimdi sıralayacağım adımların atılması gerektiğinin altını çizmek istiyorum:

 - Sendikal örgütlenme, hak ve özgürlüklerin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

 - Kiralık işçilik, taşeron ve diğer güvencesiz çalışma biçimleri ortadan kaldırılmalıdır. İnsan onuruna yakışır işler yaratılmalıdır.

- İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanı, piyasanın kâr döngüsünün bir parçası olmaktan çıkarılmalıdır

 - İşçi sağlığı ve iş güvenliği politikaları, toplumsal cinsiyete duyarlı hale getirilmelidir.

 - Denetim için özerk ve demokratik bir yapının sendikalar, meslek oda-birlikleri ve üniversiteler ile oluşturulması sağlanmalıdır.

 - Koruyucu ve önleyici politikalara öncelik verilmelidir. Sağlık ve güvenlik alanına yönelik cezalar caydırıcı nitelikte olmalıdır.

 - Meslek hastalıklarının tespitine yönelik prosedürün sadeleşmesi ve yeterli hale getirilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.

 - MESEM projesinden derhal vazgeçilmelidir. Kamu kaynakları sermayenin çıkarı doğrultusunda çocuk işçiliğine yasal kılıf sağlayan MESEM’ler için değil, gerçek ve nitelikli bir mesleki eğitim için meslek liselerinin güçlendirilmesi için kullanılmalıdır.

Ülkemiz, Covid-19 salgını ve sonrasında daha da derinleşen büyük bir ekonomik krizin içinden geçiyor. Yokluk, yoksulluk emekçileri sarmış durumda.

Bu ekonomik dibe vuruşun bir sonucu da daha esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin işçilere dayatılması, işsizliğin daha da artması olacaktır.

Bugün hükümetin gündeminde İş Kanunu’na yönelik köklü değişiklikler var. Bu değişikliklerin işçilerin yararına olmayacağını şimdiden söylemek mümkün.

İşçilere çok daha kötü çalışma koşullarının dayatılması ihtimaline karşı hazırlıklı olmak ve örgütlü mücadeleyi büyütmek görevi önümüzde durmaktadır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği, sendikaların en önemli mücadele alanlarından biridir.

Birleşik Metal-İş Sendikası olarak sorumluluğumuzun farkındayız.

 

Bizler, İşçi sağlığı ve İş Güvenliği Dairemiz ve İSG Danışma Kurulu’ndaki değerli hocalarımızın rehberliğinde, toplu sözleşme maddesi haline getirdiğimiz işyeri denetimlerimiz, eğitimlerimizle üyelerimiz başta olmak üzere metal işçilerinin sağlıklarını ve yaşamlarını korumak, işyerlerini daha güvenli hale getirmek için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.

 Bu sempozyumun hazırlanmasına emeği geçen İSİG Danışma Kurulu’ndaki hocalarımıza, davetimizi kabul eden, bize zaman ayıran, bilgi ve deneyimini bizimle paylaşacak olan hocalarımıza, İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı adına Zeki Hocamıza ve Kemal Türkler Vakfı adına Celalettin Aykanat’a sendikamız adına teşekkür ediyorum ve verimli bir sempozyum olmasını diliyorum.