Direnişin Sonuçlarına Bakıyoruz
15-16 Haziran'ın etkisi iki günle sınırlı kalmadı. Sonuçları yıllarca süren, Türkiye'nin sendikal ve siyasal dengelerini etkileyen büyük bir işçi sınıfı deneyimi oldu.
Bu modülde direnişin ardından yaşanan baskıları, davaları, Anayasa Mahkemesi kararını ve 15-16 Haziran'ın bugüne bıraktığı mirası inceleyeceğiz.
15-16 Haziran'ın etkisi iki günle sınırlı kalmadı. Sonuçları yıllarca süren, Türkiye'nin sendikal ve siyasal dengelerini etkileyen büyük bir işçi sınıfı deneyimi oldu.

15-16 Haziran Direnişi iki gün boyunca yaklaşık 150 bin işçiyi bir araya getirdi.
Ancak 16 Haziran 1970 akşamı saat 21.00'de İstanbul ve Kocaeli'nde sıkıyönetim ilan edildi.
Polis, asker ve sıkıyönetim yoluyla direniş bastırılmaya çalışıldı.
Sendikalara, işçilere ve temsilcilere yönelik baskılar arttı. Gözaltılar başladı, tutuklamalar yapıldı, davalar açıldı.
Ancak baskılar, 15-16 Haziran'ın yarattığı etkiyi ortadan kaldıramadı.
İşçiler hemen pes etmedi. Sıkıyönetime ve fabrika önlerindeki tanklara rağmen birçok işyerinde direniş devam etti. 15-16 Haziran çoğu zaman iki günlük bir olay sanılsa da, bir dizi fabrikada iş bırakma ve iş yavaşlatma günlerce, kimi yerde bir hafta boyunca sürdü.
15-16 Haziran'ın ardından işçiler ağır bedeller ödedi.
Bu bedelleri görmek için kartlara dokunun:

Ancak bütün bu baskılara rağmen işçiler örgütlü mücadeleden vazgeçmedi.
Direnişin ardından baskılar arttı; tutuklama, dava ve işten atmalarla işçi hareketi durdurulmak istendi.
Gözaltına alınanlardan toplam 260 kişi hakkında 69 ayrı dava açıldı; Dev-Genç'lilere de ayrı bir dava açıldı.
Kemal Türkler ve DİSK yöneticilerinin bir kısmı üç ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi.

DİSK yöneticileri, sendikacılar ve işçiler yargılandı. Türkler ve DİSK yöneticilerinin yargılandığı ana dava tam 14 yıl sürdü ve 1984 yılında beraatla sonuçlandı.
Bu süreç, mücadelenin sokaktan mahkeme salonlarına taşınarak sürdüğünü gösteriyordu.
Direnişten sonra mücadele hukuk alanında da sürdü. DİSK, yasa değişikliklerinin Anayasa'ya aykırı olduğunu savundu.
Yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne kimler başvurdu? Kartlara dokunun:
Gözler artık mahkemenin vereceği karardaydı.
Yasa değişikliği yürürlüğe girmiş olsa da mücadele sona ermedi. İşçiler ve sendikalar hukuk alanında da direnmeyi sürdürdü.
8-9 Şubat 1972'de Anayasa Mahkemesi kararını açıkladı ve 1317 sayılı Kanun'un sendikal hak ve özgürlükleri zedeleyen hükümlerini iptal etti.
Böylece DİSK'i etkisiz hale getirmeyi amaçlayan düzenlemenin önemli bölümleri geçersiz kaldı; sürdürülen mücadele somut bir kazanıma dönüştü.
Bu karar, 15-16 Haziran Direnişi'nin en önemli kazanımlarından biri oldu.
Destek sadece yurt içinden gelmedi. DİSK, yasayı Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) şikâyet etti; ILO konuyu incelemeye aldı.
Uluslararası sendikalar da direnişin yanında yer aldı. Metal, kimya ve gıda işçilerinin uluslararası federasyonları ile Batı Almanya'dan IG Metall, yasanın sendika özgürlüğüne aykırı olduğunu açıkladı; kimi temsilciler Ankara'ya gelerek yetkililerle görüştü, kimi de hükümete ve Türk-İş'e uyarı telgrafları çekti.
"Sosyal gelişme, ekonomik gelişmeyi aştı."Memduh Tağmaç, dönemin Genelkurmay Başkanı
15-16 Haziran'ın etkisi işçi hareketiyle sınırlı kalmadı; Türkiye'nin siyasal yaşamını da derinden etkiledi.
İşçi hareketinin, öğrenci hareketinin ve toplumsal muhalefetin yükseldiği bu yıllar, egemen çevrelerde giderek büyüyen bir rahatsızlık yaratıyordu.
Temmuz 1970'te toplanan Milli Güvenlik Kurulu'ndan sızan bilgiye göre Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Anayasa'da bazı değişiklikler yapılmasını isterken gerekçesini "Türkiye'nin ekonomik gelişimi ile nispetsiz olarak kuvvetlenen sosyal gelişmenin yarattığı kargaşanın önlenmesi gerektiğine" dayandırdı. (Zafer Aydın, İşçilerin Haziranı, s. 901)
Yaklaşık dokuz ay sonra, 12 Mart 1971'de ordu siyasete müdahale etti.
15-16 Haziran, Türkiye işçi sınıfı tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biriydi. Yaklaşık 150 bin işçi, sendika seçme özgürlüğünü ve örgütlenme hakkını savunmak için fabrikalardan çıkarak meydanlara ve sokaklara çıktı.
Bu büyük direniş, işçi sınıfının ekonomik taleplerin ötesinde demokratik ve sendikal hakları için de mücadele edebileceğini gösterdi. Etkisi eylemlerin sona ermesiyle bitmedi; DİSK'in tasfiye edilmesi planı başarısız oldu, yasa değişiklikleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
CHP direnişin ardından tutumunu değiştirdi. Türk-İş içindeki dengeler sarsıldı. Abdullah Baştürk'ün liderliğindeki Genel-İş'in 1976'da DİSK'e katılması, 15-16 Haziran'ın sendikal hareket üzerindeki etkisinin önemli göstergelerinden biri oldu.
Abdullah Baştürk (1929-1991)
Genel-İş Genel Başkanı, daha sonra DİSK Genel Başkanı.
İşveren örgütleri, özellikle Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi hareketine karşı daha sert önlemler talep etti. İşverenler MESS ve TİSK'in örgütlenmesine daha fazla öncelik verdi; Nejat Eczacıbaşı'nın kurduğu ESEKH'in çalışmaları 1971 ilkbaharında TÜSİAD'ın kurulmasıyla sonuçlandı. 15-16 Haziran'dan sonra Türkiye'de emek-sermaye ilişkileri ve sendikal hareket artık eskisi gibi değildi.
15-16 Haziran'ı takiben, işçileri "komünistlerin etkisinden kurtarmak" gerekçesiyle Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) kuruldu. Direnişin ortaya koyduğu güç hem devleti hem de sermaye çevrelerini harekete geçirmiş; işçi hareketini zayıflatmaya ya da farklı bir mecraya çekmeye yönelik karşı hamleler gündeme gelmişti.
15-16 Haziran, işçi sınıfının kendi örgütlü gücünü gördüğü ve bütün ülkeye gösterdiği büyük bir tarihsel deneyim oldu.
İşçiler, birlik olduklarında fabrikaların sınırlarını aşan bir güç yaratabileceklerini ortaya koydu.
Bu güç, DİSK'in tasfiye edilmesini amaçlayan girişimi boşa düşürdü; hukuki mücadeleye ve sonraki yılların sendikal mücadelesine önemli bir dayanak oluşturdu.
Bu nedenle 15-16 Haziran, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak hatırlanıyor.
Direnişten sonra kamuoyunda ibre DİSK'in lehine döndü. DİSK ve üye sendikalar büyümeyi, üye sayısını artırmayı sürdürdü; bu, işçilerin olayları bir yenilgi olarak görmediğini gösteriyordu.
CHP'nin Senato'da 1317 sayılı yasaya karşı çıkması, bağımsız sendikaların mücadeleyi sürdürmesi ve 1971'de Türk-İş içinde sosyal demokrat bir muhalefetin doğması da eylemin hedefine ulaştığının işaretleriydi. Grev hakkını kısıtlayan 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'ndaki değişiklik tasarısı da Meclis'ten çekilerek düştü. İşçiler 15-16 Haziran'da sokağa çıkarak hem sendikalarını hem grev haklarını korudu.
15-16 Haziran'ın üzerinden onlarca yıl geçti.
Ancak işçilerin o gün savunduğu sendika seçme özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve dayanışma bugün de önemini koruyor.
Günümüzde de birçok işyerinde işçiler, kendi seçtikleri sendikada örgütlenmek isterken baskılarla karşılaşıyor.
İşverenler yetki itirazlarıyla toplu sözleşme süreçlerini yıllarca geciktiriyor. Sendikal barajlar örgütlenmenin önünde engel olarak duruyor.
Bazı işyerlerinde işçilere sarı sendikalar dayatılıyor; işçiler kendi iradeleriyle seçtikleri sendikada örgütlenebilmek için mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle 15-16 Haziran, işçilerin örgütlenme ve sendika seçme hakkını savunma mücadelesinin en önemli simgelerinden biridir.
Bugün de hakların korunması ve geliştirilmesi işçilerin birlik ve dayanışmasına bağlıdır.
Prof. Dr. Aziz Çelik ve direnişe katılan işçiler anlatıyor:
15-16 Haziran, tarih kitaplarının yanı sıra sinemada ve şiirde de yankı buldu. İzlemeniz ve dinlemeniz için:
Bu filmi izlediniz mi? Vasıf Öngören'in oyunundan Başar Sabuncu'nun uyarladığı, başrolünde Şener Şen'in olduğu Zengin Mutfağı, olayları zengin bir fabrikatörün konağının mutfağında anlatır; direnişin bu eve nasıl yansıdığını apolitik bir aşçının uyanışı üzerinden gösterir.
Direnişi en güzel anlatan şiirlerden biri olan "16 Haziran Akşamının Şiiri"ni aşağıdan dinleyebilirsiniz.
Direnişle ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenler için belgesel ve kaynaklar:
15-16 Haziran Direnişi'nin nedenlerini, gelişimini ve sonuçlarını dönemin tanıklarıyla anlatan belgeseli aşağıdan izleyebilirsiniz.
15-16 Haziran'ın bedellerini, hukuki kazanımlarını ve bugüne bıraktığı mirası birlikte inceledik.
Haklar mücadeleyle kazanılır, mücadeleyle korunur.