Bu eğitimde kaldığınız yer var. Devam etmek ister misiniz?
15-16 Haziran 1970 | Büyük İşçi Direnişi
1 / 9
Modül 2

Direniş Nasıl Örgütlendi?

15-16 Haziran'ın kendiliğinden ortaya çıkmadığını, bilinçli ve örgütlü bir hazırlığın sonucu olduğunu inceleyeceğiz.

15-16 Haziran Direnişi'nde en önde yürüyen kadın işçi ve güvenlik kordonu; 'İşçi Ordu Elele' pankartı

15 Haziran Sabahı Bir Anda Gelmedi

15 Haziran 1970 sabahı İstanbul ve Kocaeli'nde on binlerce işçi üretimi durdurdu.

Fabrikalarda makineler sustu. İşçiler yürüyüş kolları halinde fabrikalardan çıkmaya başladı.

Bu kadar büyük bir hareket bir gecede ortaya çıkmış olabilir miydi?

Hayır.

15-16 Haziran Direnişi'nden önce işyerlerinde toplantılar yapıldı, temsilciler işçileri bilgilendirdi, farklı fabrikalar arasında koordinasyon sağlandı ve olası adımlar tartışıldı.

Direniş, anlık bir öfke patlamasının değil; örgütlü bir hazırlığın sonucuydu.

Bu modülde, işçilerin bu büyük direnişi nasıl örgütlediğini inceleyeceğiz.

Hazırlık Süreci

Hazırlıklar 1969'da Başladı

DİSK ve bağlı sendikalar, konfederasyonu hedef alan girişimlere karşı uzun süredir hazırlık yürütüyordu. Bu girişimler, 1969 ortasından itibaren işyerlerinde konuşulmaya başlanmıştı.

Bu hazırlık tek bir yerde değil, işçinin bulunduğu her zeminde yürüdü. İşçiler bir yandan yasanın ne getireceğini öğreniyor, bir yandan buna karşı nasıl mücadele edilebileceğini konuşuyordu.

Haziran 1970'e gelindiğinde binlerce işçi, DİSK'i hedef alan girişimin ve bunun yaratacağı sonuçların farkındaydı.

O günleri yaşayan işçiler, yapılan hazırlıkları şu sözlerle anlatıyor:
Kaynak: İşçilerin Haziranı belgeseli

Bu Hazırlık Neleri Kapsıyordu?

Kartları açın.
Maden-İş Gazetesi kapağı: İşçiler Dikkat! Grev Hakkınızı Çiğniyorlar
Maden-İş Gazetesi, işçileri Meclis'e getirilen yasa değişikliği tasarılarına karşı uyarıyordu. Çünkü 274 sayılı Sendikalar Kanunu'na yönelik tasarıyla işçilerin sendika seçme özgürlüğü, 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'na yönelik tasarıyla ise işçinin en büyük silahı olan grev hakkı hedef alınıyordu. Kaynak: Derinden Gelen Kökler
Kararın Olgunlaşması

Direnişe Doğru

"DİSK, mutlaka yaşayacak ve gittikçe güçlenerek ilkelerinin gerçekleştiğini görecektir… DİSK'i yok etmeye ne Seyfi Öztürk'ün ne de onun iktidarının asla gücü yetmeyecektir, hayalleri kursaklarında kalacaktır."

Fabrikalardaki hazırlık sürerken karar, DİSK'in tepesinde de olgunlaşıyordu. 18 Mart 1970'te DİSK, üye sendikaların yöneticileriyle toplandı; sendikalardan, ileride girişilecek eylemlerde sorumluluk üstlenebilecek üyeleri de getirmelerini istedi. Yani daha martta, eylemde sorumluluk üstlenecek kişiler belli olmaya başlamıştı.

30 Mayıs 1970'te DİSK Yürütme Kurulu bir bildiri yayımladı ve hükümete açıkça meydan okudu.

DİSK'in bildirisi, 30 Mayıs 1970
Kaynak: DİSK Ajansı, 30 Mayıs 1970

Hükümetin son günlerde izlediği politika, işçilerin ve tüm emekçi halkın zararına olarak süratli gelişme göstermiştir. Gerek vergileme politikasındaki tutumu, gerekse kanun görevlilerine karşı takındığı bölücü, dengesiz davranış, iktidarın Anayasaya bağdaşmaz zihniyetinin en taze ürünleridir.

Hele Meclise verilen 274 ve 275 sayılı yasaları değiştirme amacı güden tasarılar, bu tasarılara ilişkin görüşler ve eylemler, bu iktidarın kişiler, kurumlar ve örgütler karşısında tarafsızlığı elden bırakıp partizanca bir gayrete düştüğünü ispatlamıştır.

Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk Erzurum'da yaptığı konuşmalarda Meclise verdikleri tasarı ile DİSK'i kapatacaklarını açıklamış, Anayasaya yüzde yüz aykırı olarak Türkiye'de yalnız bir tek işçi konfederasyonunun kalacağını, DİSK'i tasfiye edeceklerini söylemiştir.

DİSK, Anayasa ilkelerini savunan devrimci bir kuruluştur. DİSK'i kapatmayı amaç bilen çabalar, sadece Anayasayı rafa kaldırmak ve Anayasaya aykırı kanunlarla zorla sermaye sınıfının mutlak hakimiyetini sürdürmek niyetlerinin görüntüleridir. Oysa gücünü Anayasadan alan, ilkelerin savunucusu olan ve her işyerinde üyesi, taraftarı ve savunucusu bulunan gerçek bir işçi konfederasyonunu bir kanun maddesiyle yok edeceklerini sananlar, gerçeğin sert taşına başlarını vuracaklardır. Anayasamız, Anayasa'yı savunan ve koruyan güçler varken hukuk kurallarını hiçe sayan bir tutumla DİSK'i kapatmaya yönelmek, toplumdaki huzursuzlukları yoğunlaştırmadan yarar ummak olur. Bu ise, öteden beri bu iktidara karşı duyulan çeşitli kuşkuları güçlendirmeye hizmet eder.

Tekrar ediyoruz: Anayasaya aykırı yolda dolu dizgin at koşturmaya hevesli olanlar akıllarını başlarına almalı, toplumu sonu gelmez bunalımlara itecek sonuçlar için duygusal ve kısa ömürlü yasalara bel bağlamamalıdır. DİSK mutlaka yaşayacak ve gittikçe güçlenerek ilkelerinin gerçekleştiğini görecektir. Anayasanın 'Hukuk Devleti ilkesini' kaldırmadan ve de demokratik rejimi değiştirmeden, DİSK'i yok etmeye ne Seyfi Öztürk'ün ne de onun iktidarının asla gücü yetmeyecektir, hayalleri kursaklarında kalacaktır.

Kaynak: DİSK Ajansı, 30 Mayıs 1970

9 Haziran 1970'te Kemal Türkler, doğrudan Başbakan Süleyman Demirel'e bir mektup yazdı. Mektupta, tasarıların Anayasa'ya aykırı olduğunu ve asıl amacın DİSK'i yok etmek olduğunu açıkça belirtti; kapanışta ise net bir uyarı vardı.

DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler
DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler

9 Haziran Salı: Türkler'in Demirel'e mektubu

Sayın Süleyman Demirel
Başbakan
ANKARA

Hükümetinizin sadece İşveren Sendikaları Konfederasyonu ile Türk-İş'in görüşünü alarak hazırladığı ve Büyük Millet Meclisi'ne sunduğu 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu hakkındaki değişiklik tasarıları, Anayasa'ya ve milletlerarası 87 ve 98 sayılı sözleşmelere aykırıdır.

Bu tasarılar kanunlaştığı takdirde Anayasa teminatı altında bulunan 'sendika özgürlüğü' ile 'toplu sözleşme yapma' ve 'grev' hakkı dolaylı yoldan kaldırılmış olacak ve Anayasa'ya karşı olacaktır. Ve bu sebeple de esasen adı geçen kanunların mevcut şeklinde dahi dolaylı şekilde adı geçen ilkeler ve haklar kısıtlanmış olmasından dolayı gün geçmeden yer yer (fiili durum, işgal, oturma ve direnme) ismi ile patlamakta olan olaylar artacak ve kanun değişikliği huzur getirme yerine işçileri anarşik bir ortama itme zorunluluğunda bırakmış olacaktır.

Hükümetinizin yanlış ve Anayasa'ya aykırı bir tasarıyı Büyük Millet Meclisi'ne götürmüş olması, iktidarınızın bitaraf bir yönetim anlayışına sahip olmamasından ve partizanca bir tutumdan ileri gelmektedir. Çünkü Hükümetiniz işçi sınıfı ve çalışma hayatı ile ilgili bir tasarı hazırlanırken, işçi teşkilatlarının görüşünü almayı düşünmemiş olmasına rağmen, bu kesimde sadece Türk-İş'in görüşünü almış ve yeterli görmüştür.

Diğer yandan DİSK'in ikinci bir işçi konfederasyonu olarak varlığını unutmuş gibi görünürken, DİSK'in unutulmadığı Çalışma Bakanı'nın Türk-İş Kongresi'ndeki son konuşmasından sonra anlaşılmış ve bu tasarıların DİSK'i yok etmek için hazırlandığı öğrenilebilmiştir. Bu da Hükümetinizin partizanca bir tutumundan ileri gelmektedir.

Hükümet yalnız bir grup vatandaşın değil bütün milletin temsilcisi olarak işbaşındadır. Hükümetin partizanca bir tutumla yalnız bir grup vatandaş lehine hareket tarzı Anayasa'ya ve milletlerarası kurallara aykırıdır ve suçtur. Bu tasarılarla ilgili DİSK'in görüşü özet olarak ilişiktir. Bu tasarıların kanunlaşması halinde iyi değil, aksine kötü sonuçlar vereceği açık ve meydandadır.

Onun için hükümetinizin bitaraf bir görüş açısından hareketle bu tasarıları Büyük Millet Meclisi'nden geri almasını ve bilahare DİSK'in diğer kuruluşlarla aynı seviyede görüşü alındıktan sonra yeniden hazırlanarak Büyük Millet Meclisi'ne verilmesini talep ediyoruz. Aksi takdirde Anayasa'daki direnme haklarımızı kullanacağımızı şimdiden belirtiriz. Keyfiyet arz olunur.

Saygılarımızla.
DİSK Genel Başkanı
Kemal Türkler

Kaynak: Derinden Gelen Kökler.

Sıra, bu kararlılığı eyleme dökmeye gelmişti.

Örgütlenme

Temsilciler Başrolde

Haziranın ilk günlerinde direniş kararlılığı iyice belirginleşti. Direnişi asıl örgütleyen, fabrikalardaki işyeri temsilcileri oldu. Fabrikalarda, bölgelerde, işçi mahallelerinde ve kahvelerde toplantılar yapılıyor, işçiler olası bir eyleme hazırlanıyordu. Daha önce işgal ve grev deneyimi yaşamış işyerleri bu hazırlıklarda öne çıktı.

DİSK, Kemal Nebioğlu başkanlığında bir Eylem Komitesi kurdu; bu komite 5 Haziran 1970'te eylem önerilerini sundu. İşçiler de işyerlerinde ve bölgelerde bilgi akışını ve koordinasyonu sağlamak, direnişi örgütlemek amacıyla komiteler kurdu. Bu komiteler kalıcı sendikal yapılar değildi, özel olarak direnişin hazırlıklarını yürütmek için oluşturulmuştu.

Komiteler adına işçi temsilcileri tarafından Ankara'daki yetkili makamlara, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Milli Güvenlik Kurulu'na çok sayıda uyarı telgrafı çekildi. Bu telgraflar "Anayasal Direniş Komitesi" imzasını taşıyordu. Bu ad, Anayasa'nın tanıdığı direnme hakkından geliyordu.

Bu telgraflarda, yasa geri alınıncaya kadar direnileceği açıkça belirtildi:

"Devrimci işçiler olarak tarihi ve sınıfsal gücümüzden ve anayasanın sosyal özünden aldığımız güç ve bilinçle sonuna dek direneceğiz."
Anayasal Direniş Komitesi telgrafı, 13 Haziran 1970
Bir işyeri Anayasal Direniş Komitesi'nin Milli Güvenlik Kuruluna çektiği telgraf. Kaynak: Maden-İş Arşivi

Eylemin ne kadar örgütlü olduğunu, devletin kendi kayıtları bile doğruluyordu. İçişleri Bakanlığı belgelerinde DİSK'in hazırlığı şöyle anlatılıyordu:

"…mezkûr teşekkül derhal faaliyete geçmiş ve tasarıların kanunlaşmasını önlemek maksadıyla bütün teşkilâtına gerek gizli gerekse bildirilerle durumu intikal ettirerek bir direnme ortamı hazırlamaya başlamıştır."

Kaynak: İçişleri Bakanlığı belgesi; aktaran Cüneyt Arcayürek, Hürriyet, 3 Temmuz 1970.

Tanıklık

Bir İşçinin Tanıklığı

1969'da Maden-İş üyesi olan, 1971'de Maden-İş 6. Bölge Temsilcisi, 1974'te de Genel Sekreter olan Memet Ertürk, 15-16 Haziran hazırlıklarını şöyle anlatıyor:

"Tamamen örgütlü, tamamen bilinçli bir harekettir 15-16 Haziran."

"DİSK üç kere işçileri bilgilendirme toplantısı yaptı, DİSK'in en üst katında. Bu toplantılara her bir bölgeden temsilciler katıldı. O bölgenin en diri unsurları. Hepsi toplantıya geldiler ve toplantıda işçiler sürekli bilgilendirildi. Başta Kemal Türkler ve Rıza Kuas olmak üzere. Rıza Kuas Meclis'te neler olup bittiğini, bu yasanın nasıl getirildiğini, bu yasa geldiğinde DİSK'li işçilerin durumunun ne olacağını gayet açık seçik anlattı. Ve biz işçiler açıkça gördük ki bu yasa uygulandığı takdirde bizim sendikal örgütümüz bitecek. (…) Yasa geçtiğinde işçiler bekliyorlardı, hazırdılar direnmeye (…). 15-16 Haziran spontane bir harekettir diye kimse bana kabul ettiremez. Tamamen örgütlü, tamamen bilinçli bir harekettir 15-16 Haziran. İşçiler içinde fabrika komiteleri ve bölge komiteleri kuruldu. Mesela ben 6. bölge komitesindeydim ama fabrika işçisiydim aynı zamanda. Mesela bizim bölge komitesinde, Profilo'dan bir kişi vardı, Philips'ten bir kişi vardı, Kavel'den bir kişi vardı, Demir-Döküm'den bir kişi vardı, Rabak'tan bir kişi vardı. Bu altıncı bölgenin komitesiydi mesela. Bölgelerin altında da fabrika temsilcileri ve lokal yöneticileri var. Hepsi birden bir ağ kuruyor zaten. Düşün, her 20 kişiyi temsil eden bir kişi var, bu lokal temsilcisi. Bunların başında temsilciler var, onların başında lokal başkanı ve baş temsilci var. Bir de bunların üzerine biz bölge komitesini kurduk, özellikle 15-16 Haziran'a yönelik. Bunlar kalıcı değildi, özellikle 15-16 Haziran'a yönelik kuruldu."

Kaynak: DİSK Tarihi-1

Bir başka tanıklık: Türk Philips işyeri temsilcisi Ekrem Kandemir

Levent'teki Türk Philips fabrikasında sendika temsilcisi olan Ekrem Kandemir, hem komitelerin nasıl kurulduğunu hem de mahalle halkının desteğini anlatıyor:

"15 Haziran'a kadar işyerlerinde komiteler oluşturuldu. Evimizde ailemizle, sokağımızda komşularımızla, mahallemizde halkımızla konuşarak eylemlerimize geniş destek sağladık. 16 Haziran'da işyerlerine gelen işçiler bölgelerinde birleşerek üç ana koldan yürüyüşe başladık…"

"Önde kadın işçiler yürüyordu. Asker barikat kurmuştu; polisler en önde olan kadın işçi arkadaşlarımıza saldırdı. Bu kez işçiler moloz, taş kullanarak karşı saldırıya geçti; polis kaçmaya başladı. Gültepe, Çeliktepe ve Sanayi mahallelerinin halkı eyleme destek için akın akın katılıyordu."

"Komite görevlisi olarak ben ve arkadaşlarım gözaltı olup olmadığını yerinde denetledik; işyerlerinde kurulu komiteler aracılığıyla sayım yapıp sonuçları DİSK merkezine ilettik. Fabrikada işten atılmaları ve ücret kesintilerini önledik. Eylemimiz başarıyla sonuçlanmış, haklarımızı korumuştuk."

Kaynak: Derinden Gelen Kökler.

Merter Toplantısı

14 Haziran 1970: Merter Toplantısı

Yasa 12 Haziran 1970'te Millet Meclisi'nde kabul edildi. DİSK, 12 Haziran'da Genel Yönetim Kurulu'nu, 13 Haziran'da üye sendikaların yönetim kurullarını, 14 Haziran'da işyeri temsilcilerini toplantıya çağırdı. Son sözü işçiler söyleyecekti.

Direnişten bir gün önce, 14 Haziran'da İstanbul Merter'de tarihi bir toplantı yapıldı. İşyeri temsilcileri burada bir araya geldi. 700 civarında işçinin katıldığı toplantıda 29 temsilci söz aldı.

14 Haziran 1970 toplantısı
14 Haziran 1970 toplantısı. Kaynak: İbrahim Köseoğlu, Cumhuriyet Gazetesi Arşivi
O toplantıda bulunan Otosan işçisi Mehmet Karaca, tanıklığını anlatıyor:
Kaynak: İşçilerin Haziranı belgeseli
Merter Toplantısı

Kemal Türkler Konuştu

DİSK Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler ve Türkiye İşçi Partisi milletvekili Rıza Kuas da toplantıda konuştu. Kemal Türkler işçilere şöyle sesleniyordu:

DİSK Kurucu Genel Başkanı ve T. Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler
DİSK Kurucu Genel Başkanı ve T. Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler
"Bizler özgür işçiler olarak özgürlüğümüzü asla vermeyeceğiz."

Sevgili kardeşlerim,

Bundan üç sene evvel DİSK'in bayrağını açarken hakikaten bu bayrağın açılmasına sebep olan nedenler mevcuttu ve bu bayrağın açılmasında düşündüğümüz ümitler de bugün tahakkuk etmiş, meyvelerini vermeye başlamıştır. Hakikaten uzatmaya, konuşmaya vaktimiz kalmadı. DİSK'i neden kurmuştuk? Çünkü Türk-İş ve işçi sınıfının en yüksek örgüt noktasında bulunan kişiler Amerikan dolarlarına satılmış bir sarı şebeke haline gelmişlerdi. Çünkü Türkiye'de işçi sınıfının uyutulmaya devam ettirilmesi için programlar hazırlanmış, uygulanmaya başlanmıştı. Çünkü Türkiye işçi sınıfının uyanmaması için etrafı kalın zincirlerle örülmeye başlanmıştı. İşçilerin işçi sınıfı olarak uyanmaya başlaması, zincirleri patlatıp özgürlüğüne kavuşması lazımdı. İşte onun için DİSK'in bayrağını açtık.

Türk işçi sınıfının ilerici ve öncü olan bir kesiminde zincirleri patlatanlar gelsinler, geliyorlar, bugün bu özgür işçi sınıfının öncü kesimini yarattılar. Bugün buna mani olmak isteyen kanunları Meclisten aldırmak, onlara karşı çıkmak için öne düşmüşler. İşçi sınıfını ayağa kaldırıyorlar ve karşı çıkıyorlar.

Sevgili kardeşlerim,

Sabahtan beri 29 kardeşim konuştu. Bu 29 kardeşimin konuşmasında yapılmış olan teklifler şunlardır: Bizler özgür işçiler olarak özgürlüğümüzü asla vermeyeceğimiz ve çıkarılmakta olan yasa Meclisten geri alınıncaya kadar şartelleri yarın sabahtan itibaren çekmeliyiz, direnmeye girmeliyiz teklif edildi. Bunun ismi genel grev midir? Direnme midir? Fiili grev midir? Fiili durum mudur? İşgal midir? Tasarılar geri alınıncaya kadar çalışmamak, onu ilgili olanlar düşünsünler, onlar için karar versinler. Arkadaşlarımın dedikleri şu, bu tasarılar Meclis'ten geri alınıncaya kadar çalışmayacağız. İstek [Biz] referandum, yani sendika seçme konusunda işçilerin oyuna başvurma sisteminin getirilmesini istiyoruz ve Türk-İş cuntası kurulmasını istemiyoruz.

Kardeşler bu direnme hareketine başlandığı takdirde, çünkü yazılı tekliflerde var, olanların hepsini toparlayarak söylüyorum.

Fabrikalarda oturarak vakit geçirmekte, gerek fabrikalarda gerekli kadar nöbetçi bıraktıktan sonra kendi muhitlerindeki yollarda, sokaklarda, halk arasında pankartlar ve dövizlerle yürüyüş yapmak, buna kim karar verecek? Gene işçilerin kendileri karar verecekler. Bir yandan bir fabrika işçileri yürüyüşe başladıkları zaman önünden geçtikleri fabrikalardaki işçiler onlara katılacak.

Kardeşler,

Gene bu yürüyüş teklifleri içerisinde oluyor. Yürüyüşler ve mitingler düzenlemek. Bunu DİSK olarak organize edeceğiz, tahminen Çarşamba günü sabahtan itibaren İstanbul'un muhtelif bölgelerinde yürüyüşler yapmak şartı ile Taksim Meydanı'nda veyahut bir başka meydanda saat 17.00'den sonra miting yapacağız. Bu mitinglerde de yine burada olduğu gibi işçi kardeşlerim söz hakkına sahip olacaklar ve bütün işçiler oraya gelmiş olacak, bir daha orada kendileri karar almış olacaklar. Gene konuşmalar içinde böyle bir dava ve savaşta eşlerimiz ve çocuklarımızın da yanımızda bulunması lazımdır. Düşünün bir defa, fabrikalar önünde, halk arasında ve tertip ettiğimiz büyük miting ve büyük yürüyüşte yanımızda eşlerimiz, çocuklarımız, gereken diğer akrabalarımız veya beraber oturanlar da bulunursa böyle bir gücün karşısına çıkacak başka bir güç var mıdır? Saldırmak için değil, herhangi bir ihtimale karşı, gerek soldan veya önden, arkadan yapılacak herhangi bir saldırıya karşı kendimizi müdafaa etmek için gerekli tedbirleri almaya çalışacağız. Nasıl ki işyerlerimizdeki bundan önce cereyan etmiş olanlarda kardeşlerimiz saldırmak için değil kendilerine saldıranlara karşı koyabilmek için tedbirler almışlarsa o tedbirleri biz de alacağız. Asla ve asla kişiliğimizi çiğnetmeyeceğiz. Üzerimize saldırı yaptırmayacağız, saldıranlara karşı koyacağız ve kendimizi müdafaa edeceğiz.

Kardeşler,

Bu dava içerisinde, bu savaş içerisinde, eğer topluca belediye otobüslerinden yararlanmak istenirse, vapura binmek gerekirse, banliyö trenine binmek gerekirse topluca bilet almayacağız. Biletlerimiz en güzel şerefimizi ifade eden alnımızdaki işçilik damgamızdır. Bu işler için hemen yarın mı diyelim, daha yakın mı diyelim, genel grev mi? Ben bunları teklif ediyorum bu kararlar sizindir. Öyle temenni ederim ki siz de aynı görüştesinizdir. Yani bu kanunlara karşı direnişe geçmemiz gerekiyor arkadaşlar. Bu kanunlara karşı aleyhimizde, Meclisteki kanuna karşı gerekirse hatta kısa zamanda biz DİSK'e bağlı bütün sendikaların, DİSK'in bünyesinde olan devrimci dediğimiz sendikaların hemen kendi işkollarında greve geçmesi gerekir arkadaşlar.

Çok değerli arkadaşlar, biz işçiyiz, dünyada her şeyi yapan işçiler amma işçiler durduğu zaman ve geçen sefer bir arkadaşım söyledi. Dünyada her şeyi yapan işçiler durdukça dünya durur arkadaşlar, uçak durur, gemi durur, fabrikalar durur, bütün vasıtalar durur. Çünkü biz işçiler buna hâkim olduğumuz müddetçe her şeyde o zaman kendiliğinden halledilmiş olur.

Arkadaşlarım,

Benim söyleyeceklerim bundan ibarettir. Sizin alacağınız kararların, sizleri geride bekleyen arkadaşlarımız için ve memleket için hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim.

Saygılarımı sunarım.

Kaynak: İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, 15-16 Haziran İddianamesi (Sayı 1970/7); aktaran Turgan Arınır ve Sırrı Öztürk (1976); Rasim Öz (Yay. Haz.), Kemal Türkler Kürsüde, s. 51-53.

Toplantının sonunda işçiler, yasa geri çekilinceye kadar mücadele kararlılıklarını ortaya koydu. Cumhuriyet gazetesinin 15 Haziran 1970 tarihli haberine göre temsilciler şu konularda karar aldı:

  • Topluca vasıtalara binildiğinde bilet alınmayacak.
  • Temsilciler broşür ve bildirileri, sendikalardan direktif beklemeden kendi inisiyatifleriyle hazırlayacak.
  • Direniş sırasında bir gözaltı olursa, arkadaşlar nerede olursa olsun kurtarılacak.
  • Sağdan ve soldan gelebilecek saldırılara karşı hazırlıklı olunacak.

Kaynak: Cumhuriyet, 15 Haziran 1970.

Ertesi sabah birçok fabrikada üretim duracak ve işçiler yürüyüşe başlayacaktı.

Hazırlıkların Anlamı

Hazırlıkların En Önemli Özelliği Neydi?

15-16 Haziran öncesinde işçiler toplantılar yaptı, temsilciler aracılığıyla bilgi aldı ve farklı fabrikalar arasında koordinasyon sağladı.

Bu süreçte işçiler gelişmeleri uzaktan izlemedi; toplantılar ve temsilciler aracılığıyla sürecin aktif parçası oldu.

14 Haziran Merter toplantısından sonra da hazırlık durmadı; işçiler sabaha kadar evlerde ve kahvelerde çalışmayı sürdürdü.

O günleri yaşayan işçiler, bu çalışmayı kendi sözleriyle anlatıyor:
Kaynak: İşçilerin Haziranı belgeseli
Maden-İş 1. Bölge Organizatörü Hanefi Öztürk, o gece işçi semtlerindeki kahveleri nasıl dolaştıklarını anlatıyor:

"Biz o gece, yani 14'ü 15'e bağlayan gece sabaha kadar bölge kadrosu olarak gece vardiyası olan fabrikaların hepsini dolaştık. Çok istekliydi işçiler; onlara artık katılın demekten daha ziyade, provokasyonlardan nasıl sakınmaları gerektiğine dair nasihatler verdik. Bazı arkadaşlarımız da işçi semtlerinde kahveleri dolaştı. Tabii ki kahvelere anlatılınca sadece Maden-İş veyahut DİSK üyelerine değil, sendikasız işçilere de, Türk-İş üyesi ya da sendikasız işçilere ulaşmış oluyorduk."

Kaynak: Zafer Aydın, İşçilerin Haziranı, s. 280.

Kısa bir mola

Bu resmi görmüş müydünüz?

15-16 Haziran Direnişi'ni betimleyen tablo, ressam İrfan Ertel
15-16 Haziran · Ressam: İrfan Ertel

İrfan Ertel, 1951'de Muğla'nın Bayır beldesinde doğdu. 1971-1979 yıllarında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) Resim Bölümü'nde eğitim gördü. Bugüne dek birçok karma serginin yanı sıra çeşitli illerde 35 kişisel sergi açtı.

Sanatçı, emekçileri ilgilendiren güncel sorunları resminin merkezine alıyor. Sanatı, kendini ifade etmenin ve düşündürmenin bir yolu olarak görüyor; resmin en geniş halk kesimlerince anlaşılmasına önem veriyor. Ona göre ressam, yaşadığı çağın tanığı ve toplumun bir parçası. Yapıtları yurt içi ve yurt dışı koleksiyonlarda yer alıyor.

Modül Sonu Değerlendirmesi

Ne Öğrendik?

15-16 Haziran'a giden süreç için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Aşağıdakilerden hangisi bu hazırlık sürecini en iyi açıklar?
Aşağıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
Doğru olan tüm ifadeleri işaretleyin (birden fazla olabilir).
Tüm soruları doğru yanıtladığınızda "Modülü Bitir" butonu aktif olur.
✓ 15-16 Haziran kendiliğinden ortaya çıkan bir hareket değildi.
✓ İşyerlerinde hazırlıklar yapıldı.
✓ İşçiler işyerlerinde ve bölgelerde örgütlenerek hazırlık yaptı.
✓ İşçiler ve temsilciler arasında güçlü bir koordinasyon vardı.
✓ 14 Haziran Merter toplantısı direniş öncesindeki son büyük buluşma oldu.